kadın
8/5/2007 ·
| Sağlam, güzel ve kadın |
“Türkiye’nin AB üyeliğine prensip olarak yandaşım, ama hemen değil. Çünkü Avrupa arıza yaptı. Genişlemeyi yeniden başlatmadan önce, tamir edip işletmek gerekiyor. Elbette Fransız halkının istemi doğrultusunda tavır alacağım, çünkü Türkiye’nin üyeliği cumhurbaşkanı tarafından savunulacak bir referanduma bağlandı. Ama sonuçta, Türkiye’nin AB yolu açıktır. Tabii salt ekonomik ve sayısal değil, demokratik koşulları yerine getirirse. Türkiye’ye karşı coğrafi bir gerekçe kullanılamaz: Avrupa bir bölge değildir. Paul Valéry (ozan), Avrupa’yı ‘Asya’nın küçük burnu’ diye tanımlardı. Siyasal bir projedir Avrupa. Dinsel gerekçe de geçersiz: Nüfus çoğunluğu Müslüman bir ülkenin, bir Hristiyan kulübü olmayan ve yüzyıllardır doğusunda, Balkanlar’da yaşayan öz Avrupalı Müslümanları artık üye kabul eden bir AB’de elbette yeri vardır. Stratejik coğrafya açısından, Türkiye’nin katılması Avrupa için büyük kazançtır. Medeniyetler çatışmasının kâbusunu gören bir dünyada, ne kadar güzel olur hatta! Türk demokratlar üyeliği gönülden istiyor, çünkü AB perspektifi, hukuk devletini sağlamlaştıracak. Bu perspektif, demokratların Ermeni soykırımını tanımayı reddedenlere karşı mücadelesinde de yardımcı oluyor. Demek ki zaten yıllardır Avrupa Konseyi üyesi bu ülkeyi AB’ye dahil etmek için pek çok neden var. Benim bu üyeliğin ivediliğine karşı çıkmamın nedeni Türkiye’den değil, Avrupa’dan kaynaklanıyor: Birliğin biraz durması, sınırlarında istikrar sağlaması için zaman gerekiyor. Çünkü bugün, AB nüfusunun çoğunluğu bu sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini, Birliğin neye yaradığını ve nereye gittiğini bilmiyor. Avrupa, halen çatısı altına topladığı nüfusun gündelik yaşamına katkısını kanıtlamak zorunda. Toplumlar, halkoylarına başvurulmadan yapılan son genişlemeleri, demokrasinin inkârı gibi algıladı ve kontrolsüz bir genleşmeden korktular. Üye sayısı çoğalırken, sosyal ve siyasal proje giderek uzaklaştı, belirsizleşti. Oysa bugün, AB’nin genişlemeyi aynı hızla sürdürmesinden yana olanlar, aslında AB’yi mümkünse en az oranda denetlenebilir bir büyük pazara indirgemek, büyük bir pazara küçültmek isteyenler. ” Gördüğünüz gibi, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini, eğer benim aklım yanılır ve gönlüm kazanır, yani François Bayrou kaybeder ve Segolénè Royal alırsa, ülkemizin AB yolu hâlâ açık sayılır. Zurnanın zırt dediği yer, Ermeni soykırımı babında. Zaten bu konuda derdimizi kime, nasıl anlatacağız, bir muamma. “Sessiz sinema” filmlerinde, bas bas bağırırken sesi çıkmayan aktörler gibi haykırıyoruz. Siyah beyaz bir çığlık. Üstelik altyazısı bile yok. Oysa orkestra kâbus partisyonu çalıyor. | ||||


Fransız halkının, önümüzdeki beş yıl için kimi cumhurbaşkanı seçeceğini henüz bilmiyoruz ama, birinci turu 22 Nisan, ikinci turu 6 Mayıs’ta yapılacak bu seçimlerde oy kullanmayacak dünya halklarının kimi Fransa Cumhurbaşkanı görmek istediği belli: Segolénè Royal.